Create a free blog, web site, photo album, guestbook, earn money, share things with your friends!
SİNEK KANADI VE DÜNYA
SİNEK KANADI VE DÜNYA Her bir canlı ve bitki hatta cisim, şu cihanda bir değere, vazifeye, zikre sahiptir. Her bir insanda çok değerli, kıymettardır. Bütünden yansıyanı görebilirsek, herşey ehemmiyetli, parçalarsak kimi az değerli, kimi de daha da az kıymetli. Altın madeni içinde en değerli altın vardır, ama altına nazaran çelik kıymetsizdir. Lakin çeliğin değersiz olduğu neticesi çıkmaz. Alüminyuma göre o da değerlidir. O halde herkes ve herşey kendi yaratılış gayesine göre kıymetli, yeri doldurulamaz değere sahiptir. İnsanın öz kimyası, yapısı şu içinde yaşadığımız yeryüzüne çok benzer. Bir alimin dediği gibi, yeryüzündeki nehirler insanda kan damarları. İşte bunun gibi yeryüzünde değişik yerlerde bulunan madenler, cevherler, güzellikler yada nahoşluklar sanki insan ruhunun coğrafyasını yansıtır. Allah insana ruhundan üflemiştir.Hepimiz özümüzü ondan alırız. Lakin kimimizi kimimize üstün kılmıştır. İnsanın acziyetini bilmesi için “bir bilenin üstünde bilen vardır” ilkesiyle kendi büyüklüğünü, yüceliğini her daim gözler önüne sunmuştur. alıntıdır

29 May 2007

(2)

BÜLBÜL GÜL VE AŞK
Ebedi yol nerde bülbül Ebedi söz ziynet ve gül Musikiden bıkmaz sümbül Bitmez sükûn nerde bülbül Sesinde mi ak sonsuzluk Her kapıda bak yolculuk Mütevazı yüklü sümbül Vuslat nerde söyle bülbül Hangi diyar asıl vatan Sıla hançer bilsen söyle Gül aşkına susma bülbül Cevapsızlık en kötü hal alıntıdır

29 May 2007

(0)

ASLOLAN İDEALLERDİR
ASLOLAN İDEALLERDİR İnsan arkasına dönüp baktığında bir şeyler bırakmak hayata bir mürekkep tanesiyle dokunmak ister aslında; ama bu kimisinde kitleleri, kimisinde üç beş kişiyi kimisinde de kahvehane köşesinde hergün sohbet edilen kişileri geçmez. Önemli olan ideallerin ne ölçüde anlatıldığı değil, onlara uygun hareket edilebildiğidir. Zira idealler biraz nazlı ve yaramaz çocuklara benzerler, kızdırdığınız anlarda kaçıp bir daha size geri dönmeyebilirler. Bir de olmadığı kadar kıskançtırlar. Başka bir sevgi istemezler sahiplerinin yüreğinde. Oldu mu yine küserler hem de bir daha dönmemecesine. İdeal aslında ruh taşıyan bir varlıktır. O da acıkır, onun da uykusu gelir, o da temel ihtiyaçlarını karşılamak ister. Hep muhtaçtır bir çocuğun annesine her daim muhtaç olduğu kadar. Beslemezseniz, yedirmezseniz dayanamaz oracıkta canverirler bir daha ayılmamacasına. İnsan hayatının en önemli evreleridir ergenlik yılları ve ideallerin de büluğ çağına rastlar bu dönem. İki taraf da haddinden fazla hareketli ve hararetlidir olaylara karşı. Hemen tepki koymak, sesini duyurmak isterler. Sonunda ölüm dahi olsa fikir beyan edilmeli, gerekiyorsa uğrunda sabahlara kadar ve hatta gözlerden yaş gelene kadar çalışılmalıdır. alıntıdır

29 May 2007

(0)

TAŞ
- İnsanları sevmiyor musun? İhtiyar çayından bir yudum aldıktan sonra kendisine baktı. - Genel bir soru mu? - Evet. - Seviyorum. - O halde niye tek başına yaşıyorsun? - Kendimi de seviyorum. Zaman zaman kendimi başkasıyla paylaşmak istemiyorum. - Ama sevgi paylaşmaktır diyorlar. - Doğru. Fakat herşey paylaşılmaz. Çünkü paylaşmak değildir. - Anlayamadım!..

29 May 2007

(0)

KÜPE TAKMAK
KÜPE TAKMAK Benzemek niyeti olmasa da, erkeğin boynuna kolye, koluna bilezik ve kulağına küpe takması kadınlara benzemek olur ve caiz değildir. Seadet-i Ebediyye kitabında diyor ki: (Tergib-üs-salât’daki hadis-i şerifte, (Örtülü olan çıplaklara ve erkek gibi giyinen kadınlara ve kadın gibi giyinen, süslenen erkeklere lanet olsun) buyuruluyor. Hele dar pantolon, erkeklere de caiz değildir. Çünkü, kaba yerleri dışardan belli olmaktadır. Mü'min erkekler kadınlara ait giysi, takı ve davranışlara yönelmemelidir. Her cins kendi özellikleri içinde bir değer ifade eder. Ağır başlı, ciddi bir kadın yarı kadınlaşan bir erkekten hoşlanmayacağı gibi, erkekleşmiş bulunan bir kadın da erkeğin ilgi alanı dışına çıkar. Bu arada "zinet takma ve ipekli giyme" gibi yalnız kadınlara ait oluşu nass'larla belirlenmiş bulunan değerleri örf ve çevre şartları da değiştiremez. Bu yüzden erkek, ipekli kumaştan giysi giyemeyeceği gibi onun altın, bilezik, küpe, altın zincir ve gerdanlık gibi süsleri takması da caiz olmaz. alıntıdır

27 May 2007

(0)

...Delikanlı Adam...
...Delikanlı Adam... Delikanli adam scooter tipi motorlara binmez. Delikanli adam light cola içmez. Delikanli adam sahte isimle veya isimsiz is yapmaz. Delikanli adam laga luga yapmaz. Delikanli adam dedikodu yapmaz. Delikanli adam ayagini yorganina göre uzatmaz. Uygun yorgani yoksa yorgansiz yatar. Delikanli adam rejim yapmaz. Diyet yogurt, peynir vs. yemez. Delikanli adam fino ve benzeri köpekler gezdirmez. Delikanli adam kisa pantalon giymez. Zorunlu hallerde sort giyer. Delikanli adam az konusur, öz konusur. Delikanli adam Televole ve benzeri programlari seyretmez. Delikanli adam borcunu öder. Delikanli adam sallama çay içmez. Delikanli adam delikanli gibi giyinir. Delikanli adam modayi takip etmez. Delikanli adam küpe takmaz, Labunya gibi saç uzatmaz. Delikanli adam kamyoncu kültürüne saygi gösterir. Delikanli adam taksici ve minibüsçü kültürünü sevmez. Delikanli adam korkabilir, ama korktugunu belli etmez. Delikanli adam delikanli adami kollar. Delikanli adam delikanli gibi dans eder. Labunyalar gibi dans etmez. Delikanli adam Haydar Dümen ve Güzin Abla gibi sahsiyetler ile muhattap olmaz. Delikanli adam kagit helva, pamuk helva ve elma sekeri yemez. Delikanli adam sakiz çignemez. Delikanli adam röntgencilik ve teshircilik yapmaz. Delikanli adam papyon takmaz. Zorunlu hallerde kravat takabilir. Delikanli adam pantolon askisi takmaz. Delikanli adam parlak renkli elbise giymez. Delikanli adam altin dis takmaz. Delikanli adam kimseyi ispiyon etmez. Labunyalari bile. Delikanli adam laf atmaz, sarkintilik yapmaz. Delikanli adam canim, cicim ve hayatim gibi kelimeleri gereksiz yere kullanmaz. Delikanli adam sevgilisiyle el ele dolasmaz. Delikanli adam hasta numarasi yapmaz. Delikanli adam artistik yapmaz. Delikanli adam acil durumlar disinda kosmaz. Delikanli adam labunyalar gibi askerden kaçmaz. Delikanli adam kendisinden uzun boylu kizlarla dolasmaz. alıntıdır

09 May 2007

(0)

Bir bayanın elini niye öpersin?
Bir bayanın elini niye öpersin? ‘Farklı milletlerin kadına bakış açısı’ konulu bir toplantı. Soru: Bir kadının elini niye öpersin? Fransız, “Saygımdan öperim” der. Alman’ın cevabı böyle olur: “Kadınlar kutsal varlıklardır, o yüzden öperim.” Sıra Türk’e gelir. Soru aynı: Bir kadının elini niye öpersin? Biraz düşünen Türk cevap verir: “Valla bir yerden başlamak lazım.” bravo yani.. Türk erkeğinin bu kadar nazik olduğunu bilmezdim.. alıntıdır

09 May 2007

(0)

NURİ ALÇO
NURİ ALÇO 1- Nuri Alço kimdir? Nuri abi bir düşünce insanıdır. Sevgi tünelidir. Kalplerdeki mutluluğun yansımasıdır. İyİ bir film karakteri ve efendi bir insandır. 2- Nuri Alço neden sevilmez ? Nuri abi toplumun kötü yönlerini her zaman bizlere sunmuştur. Toplumumuzu zehirleyen insanlara olan kinimiz birikmiş ve böyle değerli bir ağabeyimiz üzerine yansımıştır. Özünde temiz bir insan olan Nuri Alço hayatında sigara ve içki kullanmamış değerli bir insan olduğunu biliyor muydunuz ? 3- Tecavüzcü Coşkun neden hep Nuri Alço'nun vazgeçilmez adamı olmuştur? Nuri Alço ve Coşkun tamamen zıt kültürün insanlarıdır.Aralarında sadece eylem birliği söz konusudur. Coşkun açtır, Nuri abi tok. Coşkun kot giyer, Nuri abi beyaz takım elbise. Coşkun kaba kuvvet kullanır, Nuri uyku ilacı. Coşkun sevgi barındırmaz, kin kusar, Nuri abi sever belli etmez. Coşkun bira içer, Nuri abi viski. Coşkun uyuşturucuyu kullanır ve satar, Nuri abi kullanmaz, sattırır. Coşkun arkadaşları ile gezer, Nuri abi tek takılır. Coşkun traş olmaz, Nuri abi sinek kaydıdır. Coşkun Cadillac, Ponciac gibi geniş arabalar kullanır, Nuri abi Mercedes’e biner. Coşkun mekan dinlemez, Nuri abi mutlaka yatak odası kullanır. Coşkun hedefe her durumda saldırır, Nuri abi hedefi baygınlaştırır. Coşkun görevini yaparken kin kusar kuvvet kullanır, Nuri abi dokunuşlarla işini tamamlar. Coşkun polis tarafından ilk yakalanır, Nuri abi son. Coşkun serseridir, Nuri abi organizasyon ve teknoloji insanıdır. Coşkun tecavüz eder ama ispatlayamaz, Nuri abi mutlaka kaset kaydı yapar. Coşkun para ve uyuşturucu için babasını satar, Nuri abi onurludur. Coşkun emir alır, Nuri abi emir verir. · Coşkun, vasıfsız bir sokak sapığı olarak güdülerinin esiridir... Nuri Alço ise kötülüğü simgeleştiren bir anlayışın ipek bornozundan saten çarşaflı yuvarlak yatağına kadar tüm teşkilatı tamam gürbüz ve yiğit figürdür · Tecavüzcü Coşkun, direk saldırarak sadece şaşkınlık ve korkuya yol açar... Nuri Alço ise tarzında, daha ağır biçimde hayal kırıklıkları barındırır ve bunlardan beslenir. · Tecavüzcü Coşkun, esrar ile uyuşur ve genellikle sadece kullanıcıdır... Nuri Alço'nun ilgilendiği uyuşturucu kokaindir hem de satıcıdır. · Tecavüzcü Coşkun, kaybetmişliği simgeler ve bu yüzden korkacak bir şeyi yoktur... Nuri Alço ise 'şeylerin! sahibidir ve bunları kaybedecek gibi olunca aklı çıkar, çok korkar!... · Tecavüzcü Coşkun, bastırılmış cinselliğin hıncını hayvanlaşarak almaya kararlıdır ve 'bayan kıstırma' durumlarındaki biçimsiz kahkahasıyla kendini ele verir... Nuri Alço, sahte evlilik vaadiyle, sadece kadına sahip olmakla yetinmeyip o kadını satarak, kurye yaparak, sermaye yaparak vs. yıllar yılı kullanmaya niyetli haliyle, tatminsiz ve şeytanidir, en fazla sinsi model sırıtır. Tam bir çakaldır. · Tecavüzcü Coşkun, bir toplum kurbanı simgesidir, tedavisi mümkün olabilir... Toplum ise Nuri Alço'nun kurbanıdır, tedavi mümkün değildir! 4- Oynadığı filmler nelerdir? Hasret Sancısı 1982 Yakılacak Kadın 1982 Bir Sevgi İstiyorum 1984 Kayıp Kızlar 1984 HARİKA BİR FİLM Taçsız Kraliçe 1984 HARİKA BİR FİLM Yosma 1984 HARİKA BİR FİLM Altar 1985 Tele Kızlar 1985 HARİKA BİR FİLM Katiller De Ağlar 1985 Vazife Uğruna 1986 Alın Yazım 1986 Hayat Köprüsü 1986 Sevgi Çıkmazı 1986 Aşk Ve Kin 1986 Ayrılmayalım 1986 O Bir Melekti 1987 Kader Utansın 1987 Polis Dosyası 1989 HARİKA BİR FİLM Sözde Kızlar 1990 Yaralı Kurt 2000 Şahin 2002 Ömerçip 2003 5- Filmlerinde kimlerle birlikte oynamıştır? Küçük Emrah, Cüneyt Arkın, Kadir İnanır, Ahu Tuğba, Serpil Çakmaklı, Tecavüzcü Coşkun, İbrahim Tatlıses, Tarık Akan, Oya Aydoğan, Danyal Topatan 6- Neden filmlerinde hep altın kolye-bileklik-yüzük takar? Oynadığı rollerle giyim tarzı bütünleşmiştir.Genelde uyuşturucu kaçakçılığı yapan , fuhuş ortamlarında bulunan,cebinden silahı eksik olmayan, pavyonlarda eğlenmeyi seven karakterleri canlandırdığından giyimini buna göre belirlemekte ve parlak renkte takım elbiseler, yakası açılmış gömlekler ve boyunca altın zincirler onun tarzı olmuştur. Bu onun bulunduğu ortamda rahatlıkla tanınmasını ve sıyrılmasını sağlar. 7- Fimler de kötü adam karakteri ile tanınmıştır? Hatta bir filminde Emrah’ın amcası rolü ile Emrah’ın annesine tecavüz eder. Peki niye bu kötü karakterli rol izleyicilerin kalbinde taht kurmuştur ? Onun dışında kimse, onun kadar güzel "amca baba yarısıdır oğlum Emrah" diyemezde ondan... Sanatını fevkalade yapan bir şahıs olduğu için taht kurdu.Çünkü kendisine verilen kötü rolünü o kadar iyi yapıyor ki adeta kötüden farkı yok. Emrah’ın annesine tecavüz ettiği filmde amca rolünü başarıyla oynamış.''baba yarısı'' iken babası olmuştur Emrah’ın 8- Nuri Alço için duvar yazıları nelerdir ? · Başbakan Nuri Alço · Nuri Alço eğitim gönüllüleri · Nuri Alço başkan Fenerbahçe şampiyon · Paranın saltanatı varsa sultan Nuri Alço · İfade çılgınlığı Nuri Alço · Alkole geçit yok Nuri Alço · Sizin Nuri Alço’nuz yok mu? · Nuri Alço iyi yıllar diler. · Nuri Alço kütüphanesi · Nuri Alço: kozmik bilinç · Nuri Alço tropikal bıyık' 9- Nuri Alço’nun filmlerindeki hafızlarımıza yer etmiş sözleri nelerdir? Rahat ol yavrum, bak bunu iç sana çok iyi gelecek..( bu sırada içine ilaç attığı içkiyi karıştırmaktadır gizlice). Aa ne demek Emrah tabi size sahip olacağım. Amca demek baba yarısı demektir. Rahmetli abim senin değerini bilememiş yenge.. Abi deme bana yavrum... Hiç çırpınma senin de hoşuna gidecek. Abim öldü diye kendini bırakma yenge güzel kadınsın sen.. alıntıdır

09 May 2007

(0)

Muhyi'ddin Arabi (1165 - 1240)
Muhyi'ddin Arabi (1165 - 1240) Muhyi'ddin Arabi 17 Ramazan 560 (1165) tarihinde Endülüs’ün Mürsiye şehrinde doğdu. Sekiz yaşında babasıyla beraber İşbiliye (bugünkü Sevilla)- ya geldi. Henüz çocuk denecek yaşta kendisiyle görüşen İbn Rüşd, onunla görüştüğünden son derece memnun kalmıştı. Birçok şeyhlerden istifade eden İbnu’l-Arabi’nin ilk şeyhi, okuması yazması olmayan fakat maneviyatta çok ileri mertebelere yükselmiş olan Ebu Ca’fer al-‘Uryani’ dir. Bundan başka 55 şeyhten feyiz almıştır. Arabi 590 (1194) yılında seyahate başlamış, Tunus’a gelmiş 591 (1195) te Fas’a geçmiştir. 595 (1199) da Kurtuba’da İbn Rüşd’ün cenaze merasiminde hazır bulunmuş, 597 (1201) de Mağrib şehirlerinde gezmiş, ertesi yıl hac gayesi ile Mısır’a gelmiş, Kahire’de Takiyyu’d-din Abdurrahman’ın elinden Hızır’ın hırkasını giymişitir. Mısır’dan Kudüs’e geçmiş buradan da yaya olarak Mekke’ye varmış, 598 (1202) yılı hac farizasına yetişmiştir. İki yıl Mekke’de kalmıştır… 601 yılı hac mevsimi sonunda Anadolu hacılarının daveti üzerine onlarla birlikte Bağdad üzerinden Anadolu’ya gelmiştir. Malatya’da hacdan beraber geldiği Mecdu’d-din İshak’ın evinde kalan İbnu’l-Arabi, onunla beraber Konya’ya gitmiştir. Daha sonra Bağdad’a uğrayıp 602 (1205) te Kudüs civarında, 12 Şaban 603 (22 Mart 1207) de Mısır’da, 604 (1208) de Mekke’de bulunmuştur. 606 (1209) da Konya’da Risaletu’l-Envar’ı yazmıştır. İki yıl sonra 608’de Bağdat ve Halep’te bulunmuştur. 612 (1215) de Konya Aksaray’a gelmiş, aynı yılın Ramazan ayında Sivas’ta bulunmuştur. Daha sonra Malatya’ya gelmiştir. Burada dostu Mecdu’d-din İshak’ın oğlu Sadreddin Konevi’yi yetiştirmeye başlamıştır. Oğlu Sadu’d-din Muhammed 618 de burada doğmuştur. Nihayet 627 yılında Şam’a yerleşmiştir.638 (16 Ekim 1240) tarihinde 78 yaşında iken vefat etmiş, Kasiyun Dağı eteğinde bulunan türbesine defnedilmiştir. alıntıdır

09 May 2007

(0)

Yaşar Doğu (1917 - 1961)
Yaşar Doğu (1917 - 1961) Ünlü Türk güreşçisi Yaşar Doğu, 1915 yılında Samsun'un Kavak ilçesine bağlı Karlı köyünde doğdu. Dedesinin köyü olan Emirli'de büyüdü. Güreşe orada başladı. 1938 yılında Ankara'da askerliğini yaparken minder güreşine çıktı. Bir yıl içinde millî takıma yükseldi. Oniki yıl süreyle (1939-1951) Ay-Yıldızlı mayo altındaki yerini muhafaza etti. Bu süre içinde katıldığı 7 şampiyonanın 6'sında şampiyonluğu kazandı. 1961'de Ankara'da vefat etti. Kabri oradadır. Aslen Kafkas Türklerindendir. Ecdadı Samsun'a muhacir gelmişti. Daha önce bebek sayılabilecek çağda iken cepheye giden babasının şehit düştüğü haberi gelmiş, bu yüzden annesiyle birlikte dedesinin köyü olan Emirli'ye göç etmek zorunda kalmıştı. Çocukluğunun geçtiği bu köyde güreşe başladı ve daha delikanlılığın eşiğinde iken yaman bir karakucak güreşçisi olarak adını bütün çevreye duyurdu. Ankara'da askerliğini yaparken bir arkadaşının ısrarı ile Ankara Güreş Kulübü'ne girdi ve orada minder güreşine başladı. Zehir gibi acı kuvveti ve büyük güreş kabiliyeti ile bu güreşte de kendisini derhal gösterdi. Ancak kendisini pek. tecrübesiz buIan yöneticiler onun Avrupa Şampiyonası'nda ezileceğini düşünerek kadroya almak istemediler. Millî Takımın Finlandiyalı antrenörü Onni Pellinen ağırlığını koyarak direnince kendisine millî takımda yer verildi. Böylelikle başarı dolu güreş hayatının ilk millî temasını 1939 Avrupa Şampiyonası sırasında Oslo'da yaptı. Minder güreşindeki olanca acemilik ve millî maç tecrübesizliğine rağmen büyük bir varlık göstererek üç rakibini yendi, bir maçında sayıyla yenik sayılarak Avrupa Şampiyonluğunu kaybetti, ikinci oldu. O zaman, bu bile büyük başarıydı. 1940 yılında İstanbu1'da yapılan Balkan Oyunları'nda güreş yaşantısının ilk şampiyonluğunu kazandıktan sonra, İkinci Dünya Savaşı'nın araya girmesiyle millî müsabakalardan uzak altı yıllık bir duraklama devresine girilmişti. 1946 yılında tekrar rakipsiz eleman olarak Millî Güreş Takımımıza girdi. Aynı yıl Stokholm'de yapılan Avrupa Şampiyonası'nda sıtmanın verdiği 40 derecelik hararetle mindere çıkmasına rağmen yaptığı altı güreşi de kazanarak 73 kilonun Avrupa Şampiyonu oldu. 1947 yılında Prag'da yapılan Avrupa Greko-Romen Şampiyonası'nda da Ay-Yıldızlı mayo altındaki yerini muhafaza etti. İlk kez “Demirperde Bloku”nun katıldığı bu şampiyona enteresan bir mahiyet taşımaktaydı. Zira Sovyet Rusya ve peykleri bir demirperde ülkesinde yapılan bu şampiyonada tam bir ittifak içinde idiler. Yaşar, arkadaşlarına yapılan haksızlıkları gördüğü zaman, şampiyonluğu kazanmak için sadece Rus rakibini değil, demirperde hakem blokunu da yenmesi gerektiğini gayet iyi anlamıştı. Bu azimle girdi güreşlere ve rakiplerini çatır çarır yendikten sonra finalde Rus ile karşı karşıya kaldı. Güreşe fırtına gibi girdi. Rus'u tuttuğu gibi yere vurdu. Oyundan oyuna geçiyordu. Bir ara rakibinin sırtını yere yatırdı. Hakemler görmezlikten geldiler. Sonra bir tuş daha yaptı. O da aynı akıbete uğradı. Koca Yaşar kızmıştı. Olanca gazabı ile atıldı, çift sürer gibi sürdü Rus'u. Daha sonra hırsla rakibini çatır çatır çevirdi. Bir pestil gibi sırt üstü mindere serdi ve rakibinin göğsüne çıkıp oturdu. Teker teker bütün hakemlere baktı. Gözleri öfke ile doruydu. Hani “Bu da tuş değil mi be insafsızlar” der gibiydi. Hakemler istemeye istemeye “Evet” dediler. Tuşu da; şampiyonluğunu da bastıra bastıra kabul ettirmişti koca Yaşar... Güreş Dünyasında İsveçlilerin deyimi ile bir “Kara saçlı kuvvet ilahı” olarak parlayan Yaşar Doğu, büyük namını 1948 Olimpiyatları, 1949 Avrupa Şampiyonluğu ile de perçinledi. 1950 yılında Irak ve Pakistan'a yaptığı büyük turnede büyük kuvvet ve güreş bilgisini doğu alemine tanıtmak imkân ve fırsatını da buldu. 1951 yılında Helsinki'de yapılan Dünya Şampiyonası'nda 87 kiloda Ayyıldızlı mayoyu giydi. Çok çabuk kilo alan, buna karşılık çok zor kilo veren bir bünyeye sahipti. Bu yüzden yıllar ilerledikçe sıkleti de yukseliyordu, Nitekim 67 kilo ile başladığı güreş hayatının son şampiyonluğunu Helsinki'de 87 kiloda kazandı. Böylelikle parlak güreş hayatına bir de dünya şampiyonluğu sıfatını eklemiş oldu. Ayyıldızlı mayo altında yaptığı 47 maçın 46'sını kazanan Yaşar, bunların 33'ünde tuş yapmış, 11 maçını ittifakla, 1'ini abandone ile, birini de ekseriyetle kazanmıştır. Galibiyetle sonuçlanan 46 güreşi 690, dakika sürmesi gerekirken; yaptığı tuşlarla bu süreyi 372 dakika 26 saniyeye indirmişti. Güreş hayatını kapattıktan sonra Millî Güreş Takımımıza antrenör oldu. 1955 yılında antrenör olarak Millî Takımımızla gittiği İsveç'te ciddi bir kalp krizi geçirdi. Uzun bir tedavi gördü. Doktorlar kendisine iyi bakmasını, yorulup heyecanlanmamasını söylemişlerdi. Fakat bunu yapamadı. İsveç'ten döner dönmez tekrar kendini güreşe verdi ve 8 Ocak 1961'de Ankara'da bir kalp krizi sonucu vefat etti. alıntıdır

09 May 2007

(0)